Yazar "Özgüven, Yekta" seçeneğine göre listele
Listeleniyor 1 - 12 / 12
Sayfa Başına Sonuç
Sıralama seçenekleri
Yayın Atölye 3 dönüşüm: Tasarım aracının tasarım süreci ile ilişkisi üzerine bir araştırma(Prchitect İletişim Ltd. Şti., 2020) Özgüven, Yekta; Cantürk, Emel; Şen, Asena KumsalBilgi teknolojilerinin gelişimi ve yol açtığı değişimler, günümüzde 4. Endüstri Devrimi olarak adlandırılmaktadır. Akıllı otomasyon sistemleri, veri alışverişleri ve üretim teknolojileri gibi kavramları içeren Endüstri 4.0’ın gündelik hayatın her alanında olduğu gibi, mimarlık pratiğinde de köklü dönüşümleri beraberinde getirmesi kaçınılmaz olmuştur. Mimarlık alanına önce bir temsil ve görselleştirme aracı olarak giren bilgisayar teknolojileri, çok geçmeden geleneksel tasarım araçları ile tasarlanması olanaksız olan, karmaşık geometrilerin hesaplanabilmesi ve tasarlanabilmesine olanak sağlayan bir tasarım aracına dönüşmüştür. Günümüzde ise bilgi teknolojilerinin mimarlık ortamındaki kullanım alanı yalnızca tasarım süreci ile sınırlı kalmayıp, üretim sürecini de kapsayacak şekilde genişlemiştir. Bilgisayar destekli tasarım ve üretim, bir yandan, robotik, sanal gerçeklik, sayısal/hesaplamalı tasarım, parametrik tasarım, algoritmik tasarım gibi yeni tasarım yöntemlerinin geliştirilmesinde önemli bir artış sağlarken; diğer yandan, tasarım süreci üzerine çeşitli tartışmaları da beraberinde getirmiştir. Bu bağlamda, bilgisayar destekli tasarım yöntemleri ve/veya geleneksel yöntemlerle (maket, eskiz, çizim, vb.) gerçekleştirilen tasarım süreçlerinin, tasarımcının yaratıcılığına olan etkisi pek çok araştırmaya konu olmuşsa da konuyla ilgili hala net bir sonuca ulaşılabilmiş değildir. Özellikle, bilgisayar destekli tasarım yöntemlerinin mimari tasarım eğitiminde kullanımı ve bu kullanımın tasarımcı adayı öznenin yaratıcılığı üzerindeki etkisi, hala tartışılagelen güncel konulardan biri olmaya devam etmektedir. Aslında, tasarım sürecini analiz etmeye ve tasarım metodolojisi geliştirmeye yönelik çalışmalar 1950’li yıllardan beri artarak sürdürülmektedir. Pek çok farklı yaklaşımda, tasarım etkinliği, bir “karar verme” (Asimow, 1962) ve “problem çözme” (Newel & Simon, 1972; Lawson, 2006; Cooper & Press, 1995) eylemi olarak ele alınmaktadır. Bu bağlamda, tasarım süreci, yaratıcı ve sezgisel boyutları da içeren, bir araya getirilen çeşitli bilgilerden ve bu bilgiler aracılığıyla yeni bilgi üretimine dayanan oldukça karmaşık bir süreçtir. Bu süreç, “muhakemeye dayalı, rasyonel” ve “yaratıcı, sezgisel” düşünce olarak iki farklı düşünme biçimini içerir ve bu iki düşünce yapısının kombinasyonu ise, tasarım sürecindeki en önemli yeteneklerden birini meydana getirir (Lawson, 2006). Bu yönüyle tasarım süreci, “yaratıcılık” olgusunu içeren özel bir problem çözme biçimi olarak tanımlanabilir.Yayın Breaking the duality: The Historical Peninsula of Istanbul as an open-air museum(Elsevier, 2013) Durhan, Sıla; Özgüven, YektaThe Historical Peninsula, the oldest settlement area of Istanbul, includes diverse historical, architectural, cultural and social assets and has a large potential of national and international visitors as a historical and touristic area. The peninsula has two decomposed districts, which have different urban characteristics. The small district around the Sultanahmet Square is a matter of common knowledge including lots of historical buildings, most of which are given new functions as museums and surrounded by boutique hotels, restaurants, cafes, souvenir shops. It is mostly like an artificial urban space, which is arranged only for visitors. It has caused the area to be a touristic space and have a limited activity. However, the rest of the peninsula is most likely to be dedicated to the urban daily life. The tangible potential of the district such as bazaars, inns, street fountains, mosques, houses etc. and the intangible such as traditional life, trade customs, arts and crafts etc. are not taken into consideration, and it is mostly left to citizens. It has caused the area to sustain its organic character and to be alive in the urban space. The whole Historical Peninsula can be considered as an open-air museum because this part of Istanbul has a great potential of having experience, production or creation. Including architectural and historical heritages, it is a dialogue space and an interaction area between the visitors, public and city. Recently, the administrative system of the peninsula is re-organized. Although new development plans are constituted to increase the potential and sustainability, nevertheless the main point of the plan, which is only focused on the touristic district, is to make the district a pedestrian zone, which will make it more artificial and limited. So, this paper mainly discusses a comprehensive plan, which is focused on the public participation and public life. It means that sustaining the museum function in the urban space for the purpose of education, communication, archiving and displaying. It is mainly based on creating various dynamics, discussion arenas, the public awareness and experiencing on its own space. The plan should support the contribution of locals as well as tourists. It will also include cultural and social activities for different types of groups. Consequently, interventions at the urban space should be planned at first in order to increase the number and variety of activities in the area which is considered as an open-air museum.Yayın Erken Cumhuriyet Türkiyesi’nde Çimento Sanayi: Arkitekt Dergisi Üzerinden Bir Değerlendirme(2018) Özgüven, Yekta; Akyıldız, Emel CantürkSanayileşme ile birlikte yapı üretiminin ana bileşenlerinden biri haline gelençimento, betonarme yapım sisteminin gelişimiyle tüm dünyada yaygınlık kazanmış;Türkiye’deki mimarlık pratiğinin çimento ile ilişkisi ise, geç 19. yüzyıldabaşlamasına rağmen, yaygın olarak kullanımı tüm dünya ile eşzamanlı olarak 20.yüzyılın ilk yarısında gerçekleşmiştir. Erken Cumhuriyet Dönemi’nin çağdaşlaşmave modernleşme ideali doğrultusunda, büyük ölçüde Batılı ülkelerdeki modernkentsel ve mimari pratikler örnek alınarak başlatılan kapsamlı imar ve yapımfaaliyetlerinin dayandığı temel malzeme çimento olmuştur. Ancak, Osmanlı’dandevralınan çimento sanayinin yetersizliği ve dönemin ekonomik sıkıntıları, çimentosanayinin geliştirilmesine izin vermemiş ve yoğun yapı üretiminin gerektirdiğiçimento talebinin karşılanmasında büyük sorunlar yaşanmıştır. Böylelikle, 1950’liyıllara kadar sürecek olan çimentonun üretilmesi ve temin edilmesindeki sorunlar,erken Cumhuriyet yıllarının mimari ortamı ve yapı üretimi üzerinde belirleyiciolmuştur. Bu bağlamda, bu makale ile Erken Cumhuriyet Türkiyesi’nde çimentosanayinin gelişiminin, dönemin kendi dinamikleri içerisinden yapılan birokumayla, mimarlık ortamı ve yapı üretimi ile olan ilişkisi ortaya konmakta;böylelikle, bugüne kadar mimarlık yazınında kendine oldukça az yer edinebilmiş bukonunun tartışmaya açılması ve mimarlık literatürüne katkı sağlanmasıhedeflenmektedir.Yayın Erken Cumhuriyet Türkiyesi’nde yapı malzemesi endüstrisi ve mimari üretim/kültür ortamı(Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi, 2019) Özgüven, Yekta; Cantürk, EmelCumhuriyet’in ilanıyla birlikte benimsenen ve başta toplumsal, kültürel, ekonomik ve politik olmak üzere her alanda köklü değişimlere yol açan “çağdaşlaşma” idealinin somutlaştığı en önemli alanlardan biri mimari üretim ve kültür ortamı olmuş; bu idealin gerçekleştirilmesi, çağdaşlaşmanın fiziksel görünürlük kazanacağı modern kentlerin inşası ile ilişkilendirilmiştir. Bu kapsamda, başta Ankara olmak üzere, tüm Anadolu kentlerinde kapsamlı imar faaliyetlerinin başlatılması, modern yapı malzemelerine yönelik talebi artırmış; ancak Cumhuriyet Türkiyesi’nin, İmparatorluk’tan devralmış olduğu kısıtlı ve gelişmemiş yapı malzemeleri endüstrisinin bu ihtiyacın gereklerini karşılayacak düzeyde olmaması nedeniyle, erken Cumhuriyet yılları, yapı malzeme endüstrisinin Cumhuriyet’in sanayileşme politikaları kapsamında yapılandırılma çalışmalarına sahne olmuştur. Yalnızca mimarlık ortamı ile değil; olumlu ve/veya olumsuz sonuçları tüm dünyada etkili olan tarihsel kırılmalar ile ilişkili olarak alınan çeşitli yönetsel kararlar ve gerçekleştirilen uygulamalarla şekillenen bu yapılandırma çalışmaları ise, yapı malzemesi endüstrisinin gelişiminde olduğu gibi, dönemin yapı üretiminde de belirleyici rol oynamıştır. Bu bağlamda, bu çalışma ile erken Cumhuriyet döneminde yapı malzemesi endüstrisindeki gelişmeler, bu gelişmelerin mimarlık ortamındaki yansımaları ve yapı malzemesi endüstrisi ile mimari kültür ve üretim ortamı arasındaki karşılıklı ilişkiler, dönemin önemli eşikleri üzerinden tarihsel bir okuma aracılığıyla ortaya konmaktadır. Yapı malzemesi endüstrisinin süreç içerisindeki gelişiminin, yapı malzemelerinin teknik nitelikleri dışında, dönemi içerisinden ve dönemin içsel dinamiklerine dayanan bir anlatıyla ele alındığı bu çalışma ile, konu ile ilgili kuramsal bir tartışma zemini oluşturulması ve literatüre katkı sağlanması hedeflenmektedir.Yayın Grading the level of inclusiveness in museum buildings: Istanbul Modern Museum(Common Ground Research Networks, 2022) Özgüven, Yekta; Şen, Asena Kumsal; Memişoğlu, Filiz İrem; Ertürk, Doğan ZaferContemporary museums serve for education, research, and enjoyment, and their primary objectives are collection, documentation, and exhibition of cultural heritage. Thus, museum buildings have become common spaces of urban life through these new functions and activities rather than isolated exhibition spaces. They define inclusive complexes with educational research and social and public areas, establishing more effective interaction with society. These activities can be performed competently and appropriately depending on the multi-functional spatial configuration to provide urban experiences with participation and inclusiveness. In this context, this paper aims to study the level of inclusiveness of the first contemporary art museum of İstanbul—İstanbul Modern Museum—through detailed examinations of the architectural configuration with grading criteria based on spatial relations in terms of various facilities of the museum. The story of İstanbul Modern started by re-functioning the old Bosphorus dock’s warehouses in 2004. The museum temporarily moved to another historic building in 2018, where it has also experienced new COVID-19 pandemic conditions. İstanbul Modern is still in a process of moving back to its former location into a new building designed as a museum by Renzo Piano Building Workshop Architects. Through three phases, inclusivity and participation of buildings will be cross-examined on a developed rating-scale technique based on included sociocultural activities by their spatial sizes and relations through quantitative analysis. This methodology will provide preliminary knowledge for future research on museum architectonics.Yayın The inclusivity of the Ottoman bazaar area in Istanbul as an urban museum(Common Ground Research Networks, 2012) Durhan, Sıla; Özgüven, YektaThe classical Ottoman bazaar area of Istanbul in the Historical Peninsula, which includes inns, stores, shops and covered streets, is considered a historical and touristic “space”. However, it is also possible to describe this “urban space” as an inclusive museum with its diverse historical, architectural, cultural and social assets, such as the Grand Bazaar (Covered Bazaar), Beyazid Square (Old Palace area), Messe (main arterial road), Spice Bazaar, Ottoman inns, street fountains, and mosques. The space’s dispersed complexes can also be defined as museum collection items. This paper mainly discusses a site management plan that includes educational activities, exhibitions, cultural or artistic events and conservation-restoration works that can be conducted with an inclusive effort through the involvement of locals, business circles, governmental and non-governmental organizations, academics as well as site visitors. Consequently, a space for dialogue and an interaction area between the public and the city will be constituted through the bazaar area, which is considered here to be an inclusive museum.Yayın Kent kültürü ve kamusal alanların karşılıklı yeniden üretimi(TMMOB Mimarlar Odası, 2017) Özgüven, YektaTürkiye’de büyük ölçüde İstanbul üzerinden yürütülen kamusal alan tartışmalarının, bir metropol kent olmanın ve metropolün farklılaşan kentsel pratiklerinin olumlu veya olumsuz yanları ile ilintili olarak üretildiği görülmektedir. Kentlerdeki kamusal alanların giderek azalması ve yerlerini büyük ölçekli yapı stoklarının almasına ilişkin bu genel söylemler, özellikle son yıllarda İstanbul’da yaşanan “kentsel dönüşüm” süreciyle de bağlantılı olarak artış göstermiştir. Bu tartışmaların odağında ise, meydanların planlanması, bu alanları sınırlayan yeni yapıların inşası, trafiğin düzenlenmesi, donatı öğeleri, sokakların kısmi zamanlı ya da tümüyle yayalaştırılması, yaya sirkülasyonunun sürekliliği, engelli kullanımına uygunluk ve yeşil alanların yeterliliği gibi konular yer alır. Dolayısıyla, mimarlık bağlamında bu tartışmaların ana eksenini oluşturan kamusal alan kavramı ile genellikle kentsel ölçekteki fiziksel mekânların ve bu mekânların fiziksel niteliklerinin tanımlandığı söylenebilir.Yayın Lisansüstü Araştırmalar Sempozyumu I(T.C.Maltepe Üniversitesi, 2024) Edgü, Erincik; Özgüven, YektaKurulduğu 1997 yılından beri çok sayıda akademik buluşmaya önderlik eden ya da katkı veren Maltepe Üniversitesi Mimarlık ve Tasarım Fakültesi, bu kez, lisansüstü düzeyde kapsamlı bir çalışmaya daha ev sahipliği yapıyor: "Lisansüstü Araştırmalar Sempozyumu I" üst başlığını taşıyan, 9-10 Mayıs 2024 günlerinde, Marmara Eğitim Köyü Yerleşkemizde düzenlenen bu buluşmada Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetindeki üniversitelerin lisansüstü eğitim enstitüleri mimarlık ve iç mimarlık anabilim dallarında öğrenim gören doktora ve yüksek lisans öğrencileri, tez danışmanları ya da ders yürütücüleriyle birlikte lisansüstü çalışmalarından hazırladıkları bildirileriyle yer aldılar. Bu buluşmada deneyimler, birikimler paylaşıldı; daha açık bir anlatımla, farklı kuşaklar, öğrenenler-öğretenler, eğitilenler-eğitenler, ustalar-usta olmaya hazırlananlar, hocalar-öğrenciler karşılaştı, buluştu. "Üniversite"nin "hoca-öğrenci" ya da "öğrenci-hoca" birlikteliği, beraberliği olduğunu yeniden anımsayacak olursak, bu buluşmanın, bu karşılaşmanın ne denli değerli olduğu çok daha iyi anlaşılacaktır.Yayın Metropoliten bireyin yeni nesil mekânı: Fener ve Balat(Maltepe Üniversitesi Yayınları, 2023) Özgüven, YektaBugün Fener ve Balat denilince akla ilk gelen, rengarenk boyalı cumbalı evleri, yokuşları, dar sokakları, kaldırımlara taşan kafeleri ve küçük restaurantları, antika ve eski eşya satan dükkanları ile İstanbul’un mutlaka gezilip görülmesi gereken “şirin” yerlerinden biri oluyor. Bölge, barındırdığı çok sayıdaki tarihi kiliseler, sinagoglar ve camilerin biraradalığından kaynaklanan kültür mozaiğinin yanı sıra, günümüze ulaşmayı başarabilmiş çok sayıdaki kagir ve cumbalı konutları/konut dizileri ile de kentin zengin kültürel mirasının izlerini taşıyor. Bu nedenle de, hem yerli hem de yabancı turistlerin yoğun ilgisini çeken Fener ve Balat, günümüzde İstanbul’un günübirlik kentiçi kültür ve yürüyüş rotalarının başında yer alıyor. Sanal ortamda yapılacak basit bir aramayla bile, bölgenin, sunduğu bu “otantik atmosfer” ile turların popüler mekânı olduğunu görmek mümkün. Bu yönüyle Fener ve Balat, gerek rehberli turlarla gelen turistler ve fotoğrafçılar, gerekse de sokaklarında kaybolarak kentsel mekânı keşfetme hedefndeki yeni nesil metropoliten bireyler için eşsiz bir uğrak yeri haline gelmiş durumda.Yayın Mimari tasarım stüdyosunda bir tamir deneyimi: Covid-19 ve uzaktan eğitim süreci(Mimarlar Odası İzmir Şubesi, 2020) Özgüven, Yekta; Cantürk, Emel; Şen, Asena KumsalCOVID-19 pandemisi, hâlihazırda yürütülmekte olan ancak işlevini yitiren geleneksel eğitim modellerinin onarılması gerekliliğini gündeme getirmiş; mimari tasarım eğitimi anlayışının da bu yeni teknolojik-toplumsal-psikolojik çerçeveye göre sorgulanmasını ve geliştirmesini kaçınılmaz kılmıştır. Bu kapsamda çalışma, Maltepe Üniversitesi Mimarlık ve Tasarım Fakültesi’nde 2019-2020 bahar yarıyılında uzaktan eğitimle yürütülen mimari tasarım stüdyolarında, kendiliğinden oluşan tamir sürecini ve sürecin yol açtığı dönüşümleri tartışmaya açmaktadır. Bu dönüşümler, öğrencilerle ve yürütücülerle yapılan derinlemesine görüşmeler aracılığıyla, tasarım stüdyosunda mekân, zaman ve yöntem olmak üzere üç başlıkta incelenmektedir.Yayın Mimarlık süreli yayınlarının tarihsel bağlamına dair bir değerlendirme: Türkiye’nin ilk mimarlık dergileri ve Arkitekt(Celal Öney, 2020) Özgüven, Yektaİlk süreli yayınlar, 17. yüzyılın ikinci yarısında İngiltere’de ortaya çıkmakla birlikte; mimarlık ortamının süreli yayınlar ile karşılaşması daha geç bir tarihte gerçekleşmiştir. Bu süreli yayınların mimarlık alanındaki öncülleri ise, endüstrileşme pratiklerinin mimari üretim etkinliğini radikal biçimde değiştirmeye başladığı İngiltere, Almanya ve Fransa gibi erken sanayileşen ülkelerde ortaya çıkmıştır. Kitaba göre, sıklıkla ve çok sayıda basıldığı, dolayısıyla da daha geniş bir okuyucu kitlesine ulaşabildiği için bu süreli yayınlar, mimari düşüncelerin de daha hızlı yayılmasını sağlamışlar ve 19. yüzyıl Avrupası’nda mimari söylemlerin üretilmesinin, aktarılmasının ve yaygınlaştırılmasının en etkin aracı haline gelmişlerdir. Türkiye’de ise ilk mimarlık süreli yayınları, mimari yazının mimarlık gündemini en etkin biçimde yönlendirdiği 20. yüzyılın ilk yarısında, 1930’ların başlarında yayınlanmaya başlayan Mimar/Arkitekt ile karşılığını bulmuştur. Batılı öncüllerinden farklı olarak, derginin öncelikli hedefi, mimarların birbirleri ile iletişim kuracakları bir platform oluşturmak, dönemin kapsamlı imar faaliyetleri doğrultusunda ülkenin farklı bölgelerinde bulunan genç Türk mimarların mesleki üretimlerinden birbirlerini ve toplumu haberdar etmek, örnek alınan Batı dünyasındaki mimari modernlikleri Türk mimarlarına tanıtmaktır. Mimar/Arkitekt, bir yandan da, genç Türk mimarları için eğitici ve öğretici bir rol üstlenmiş ve yayın hayatını sürdürdüğü 50 yıl boyunca da, Türkiye’deki mimarlık kültürünün en önemli temel taşlarından birini tanımlamıştır.Yayın Workers’ settlements revistied: the origins and interpretations in Early Republican Turkey(2019) Özgüven, Yekta; Cantürk, EmelIn the face of urban and social problems brought about by the industrialization, the 19 th century has witnessed various effortsin both housing and urban space; and beginning from the late 18 th century, but more in the 19 th century, the first workers’ settlementshave emerged in Western Europe as a response to these problems. In particular, the workers’ settlements such as factory-towns andcompany-towns built in the suburbs, have created a special solution not only to meet the housing needs of the workers, but also toprovide the labour supply; furthermore, along with the conditions of the settlements and production, they were assigned to change thesocial structure and to create a new industrial society.In Turkey, however, the industrialization has begun nearly a century later than the European countries; and it was carried outwithin the framework of the modernization project adopted by the Republican ideology. By rapid industrialization and modernizationprocess during the first half of the 20 th century in Turkey, the workers’ settlements of the Western cultures, as in many other realms,have been considered as the representations of the modernity, and have been reinterpreted and built on the basis of political, social andcultural circumstances of the country. In early Republican Turkey, the reinterpretation of workers’ settlements was used as animportant tool for the transformation of the society by means of reshaping the housing culture, as well as the relations of productionand spatial practices. And these settlements have constituted the embodiment of the modern industrialized society, in the urban space.In this sense, the aim of the article is to re-evaluate the emergence of the workers’ settlements in the context of socialbackground; and to discuss their roles in the architectural and urban modernization, as well as in social and cultural modernization ofTurkey. Beginning with the problems brought about by industrialization in 19 th century Europe, the emergence of workers’ settlementsas a social phenomenon are discussed and exemplified. Subsequently, the early models of the workers’ settlements in Turkey arediscussed both in the context of their predecessors in Europe and of the social background of the period. Hereby, it is expected to evokefurther discussions on the cross-section of architectural, urban, and social transformations and to deepen the studies on the history ofthe early Republican architecture.